MUTLU YAŞAM SIRLARI: HYGGE, IYKKE, LAGOM/ THE SECRETS OF A HAPPY LIFE: HYGGE, IYKKE, LAGOM

Dünyanın uzun dönemine hakim olan maksimalist yaklaşımdan artık insanların daha minimalist yaklaşımı benimsemeye başladı. Abartının sone erdiği sadeliğin ön plana çıktığı bir dönememe giriyoruz. Önceden ne kadar abarttıysak şimdi sadeleştirme çabası içerisindeyiz. Tüketimlerin  mutlu ettiği dönem, bitti. “Nasıl tüketmeyiz?”i araştırmaya, nasıl mutlu olacağımızı sorgulamaya başladık. Bunun sonucunda mutluluğu ve sadeliği keşfetmiş bazı ülkelerin anlayışları kitaplarıyla birlikte dünyaya yayıldı. Bunlar özellikle ülkemizde dünyaya yayılmış olan Hygge, Iykke, Lagom gibi ifadelerdir.

From the maximal approach that dominates the long period of the world, people have started to adopt a more minimalist approach. We are entering a period when the simplicity of extremism ends. No matter how far we’ve gone before, we’re trying to simplify it now. The period of consumptions is over. “How can we not consume? that we began to investigate, questioning how we would be happy. As a result, the point of view of some countries that have discovered happiness and simplicity has spread to the world with their books. These are expressions such as hygge, Iykke and Lagom, which are spread throughout the world especially in our country.

Kelime anlamı “well-being” olan Hygge, aslında Norveç dilinden geliyor. Danimarkalılar ise bu “iyi yaşam” sırlarını 1800’lerden beri benimsediklerinden gururla bahsediyorlar. Hygge, Danimarkalıların rahatlık, konfor, sıcaklık gibi bize “evim evim güzel evim” hissini veren her şeye verdikleri isim. Sadece Danimarka’nın değil, tüm İskandinav ülkelerinin yaşam felsefesi. Aslında hygge tek bir şeye karşılık gelmiyor. Sıcak yün çoraplar, çeşit çeşit mumlar, şöminede yanan odunların çıkardığı ses, yağmurlu bir günde battaniye altında içilen sıcak bir bardak kakao ve elbette arkadaşlar ve aileyle geçirilen, teknolojiden arındırılmış güzel zamanlar. İşte bunların hepsi hygge! Tercümeyle değil ancak hissedilerek anlaşılabilecek bir kavram. Hygge hayatın tüm koşuşturmacası içinde anı durdurup, basit ama bize huzur veren şeylerin tadını çıkarma sanatı. İskandinavlar için hygge’nın hayati bir kavram olduğunu söylemek yanlış değil. Işıklandırmadan, giyime, yiyeceklerden, ofis dekorasyonuna kadar her şey hygge’ya uygun olmalı. Kayıtlara göre sadece Danimarka’da hygge ortamını yaratmak için kişi başı yıllık 5,8 kg mum tüketiliyor. Hygge’yı yaşamlarının ayrılmaz bir parçası yapan İskandinav ülkelerinin, dünyanın en mutlu insanlarını barındırması bir tesadüf olabilir mi? Danimarka’nın bu basit mutluluk formülü bütün dünyayı sarmış durumda. Hygge’ya uygun kafeler, barlar, oteller önü alınamaz bir şekilde yayılıyor. Londra’daki, Monley üniversitesi öğrencilerine çoktan hygge dersleri vermeye başladı. İnsanların hygge akımını neden bu kadar sahiplendiklerini anlamak çok zor değil. Her şeyin aşırı ve fazla tüketildiği bir dünyada yavaşlamak herkese iyi gelir. Üstelik sadece basit şeylerin tadını çıkararak.

The word “well-being”, Hygge, actually comes from Norwegian. The Danes are proud to have adopted these “good life” secrets since the 1800s. Hygge is the name Danish gave us for everything that feels like comfort, warmth, my home, home sweet home. Not only Denmark, but the philosophy of life in all Scandinavian countries. In fact, hygge does not correspond to a single thing. Warm woolen socks, various candles, the sound of burning wood in the fireplace, a warm glass of cocoa under blankets on a rainy day and of course, beautiful times spent with friends and family, free of technology. That’s all, hygge! It is a concept that can be understood not by translation but by feeling. The art of stopping the moment in all the hustle and bustle of life and enjoying things that are simple but soothing to us. It’s not wrong to say that hygge is a vital concept for Scandinavians. Everything from lighting, clothing, food to office decoration must be hygge. According to the records, only 5.8 kg of candles per person per year are consumed in Denmark to create a hybrid environment. Can it be a coincidence that the Nordic countries, which make hygge an integral part of their lives, have the happiest people in the world? Denmark’s simple formula of happiness has surrounded the whole world. Cafes, bars, hotels that fit hygge are spreading in an irresistible way. Monley University in London has already begun to teach students hyge lessons. It’s not hard to understand why people have so much of the hygge current. Slowing down in a world where everything is over and over consumed is good for everyone. And only by enjoying simple things.

Dancada “mutluluk, iyi şans” anlamlarına gelen “lykke” genel olarak yaşamın her alanını kapsayan bir kavram. Lykke İskandinav trendi “hyyge” ile benzerlikler gösterse de evle ilgili yaklaşımları farklı. Hygge, konfor ve rahatlık üzerine kurulu bir trend. Küçük şeylerden mutlu olmayı hedeflerken ev dekorasyonunda yumuşacık battaniyeler, minderler, mumlar, kilimler gibi objelerle sıcaklık hissini artırmaya odaklanıyor.

“Lykke”, which means “happiness, good luck” in Danish, is a concept that covers all aspects of life in general. Although the Lykke Scandinavian trend is similar to “hyge”, their approach to the house is different. Hyge is a trend based on comfort. While aiming to be happy with small things, home decoration focuses on increasing the feeling of warmth with soft blankets, cushions, candles and rugs.

Lykke ise evlerde sadelik ve doğallığın getirdiği tatmin olma duygusu üzerinde yoğunlaşıyor. Lykke tarzı iç mekanlarda ahşap, taş, seramik gibi doğal malzemelere ağırlık veriliyor. Bunun yanında lykke şömine, bahçe ve doğal havuzların evlerdeki serotonin artırıcı etkilerinden faydalanıyor. Bu yaklaşımda ev, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da karşılayabilen bir yaşam alanı konumunda. Lykke’ye göre mutlu olmak için yaşamın denge içinde olması gerekiyor. Teknoloji günlük hayatımıza tamamen hakim durumda. Ancak telefonlar, tabletler gibi akıllı cihazlar kendimizi dinlendirmek ve algılarımızı kapatmak için bize çok az zaman bırakıyor. Lykke ise bize yaşam alanlarından dikkat dağıtıcıları uzak tutmanın gerekli olduğunu hatırlatıyor. Günümüzde teknolojinin olmadığı bir ev düşünmek imkansız olsa da lykke stilinde her evde, gün boyu iç içe olduğumuz cihazlardan uzak dinlenme alanları yaratmak son derece önemli. Çünkü bu uzaklaşma bireysel farkındalığı artırıyor.

Lykke focuses on simplicity and the sense of satisfaction inherent in the home. Lykke style interior materials such as wood, stone and ceramic are emphasized. In addition, Lykke uses the serotonin-enhancing effects of fireplace, garden and natural pools in houses. In this approach, the house is a living space that can meet psychological and social needs. According to Lykke, life has to be in balance to be happy. Technology dominates our daily lives. However, smart devices like phones and tablets leave us very little time to relax and turn off our senses. Lykke reminds us that it is necessary to keep distractions away from living spaces. Although it is impossible to think of a house without technology today, it is very important to create relaxation areas in every house in lykke style, away from the devices we are in during the day. Because this distance increases individual awareness.

Lagom İsveççe’de “Not too little not to much” yani “ne çok az ne çok fazla” anlamına gelen kelimenin aslında nasıl tüm İsveç kültürünü etkilediğini tıpkı Hygge gibi. İhtiyaç duyduğundan fazlasını tüketme ama sevdiğin şeylerden de kendini mahrum etme yani tam kararında ol düşüncesiyle yola çıkıyor. Bu mutluluk akımında, yaşamı yeşil yaşamak yani sürdürülebilir yaşamak da son derece önemli. Su ve enerji harcamaları ile gıda tüketimini ihtiyaç doğrultusunda yapmamız gerektiğine vurgu yapıyor.

Lagom means “not too little not to much” in Swedish. So the word “neither less nor greater” actually affects all Swedish culture, just like Hyge. Don’t consume more than you need, but depriving yourself of the things you love. In this flow of happiness, living life Green, that is, living sustainable is also very important. Water and energy expenditures and food consumption need to be done in line with the emphasis.

Sürdürülebilirlik, İsveçlilerin hayatında önemli bir konu. Hayatı temposu yüksek yaşamak ve her zaman en iyiyi istemek fikirlerine alternatif olarak ortaya çıkan lagom, tam olarak İsveçlilerin yaşam tarzını yansıtmakta. İş saatlerinden, kahvelerine koydukları süt miktarına, tek oturuşta kaç dilim kek yediklerine ve hatta moda sektörlerine kadar hepsinde ne çok uçuk ne de çok sıradan bir tutum sergiliyorlar. Sizde aşırılıktan sıkıldıysanız ve sade bir hayat özlemi çekiyorsanız İskandinav yaşam tarzlarını hayatınızda benimseyebilirsiniz.

Sustainability is an important issue in Swedish life. Lagom, which emerged as an alternative to the idea of living a high tempo of life and always wanting the best, is exactly the way Swedes live. From work hours to the amount of milk they put in their coffee, how many slices of cake they eat in a single sitting, and even the fashion industry, they are neither too cold nor too ordinary. If you are tired of extremism and want a simple life, you can adopt Scandinavian lifestyles in your life.

 

 

OSMANLI MİNYATÜR SANATI/ OTTAMAN MINIATURE ART

Minyatür, çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa’da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

Miniature, very fine-processed and small-size paintings and this kind of art of painting is called. In the Middle Ages, in European manuscripts, the initials were decorated with a red color. For this purpose, lead oxide was used, which gave a very nice red color and was called “minium” in Latin. The word miniature derives from here. We used to call the painting “embroidery” or “depiction”. For the miniature, the word embroidery was used more. For the miniature artist, it was called “nakkaş or Mushir”, which mean painter or artist . The miniature was mostly made on paper, ivory and similar materials.

Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür. Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez “tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve “tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arab zamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

The miniature is a painting style known in the Eastern and Western worlds. But there are those who claim that the miniature is an Eastern art that came from the East to the West. Although the Eastern and Western miniatures are almost the same in terms of painting, there are differences in colour and shape and subjects. The miniature was made for the purpose of drawing the books and its dimensions were kept small. This is a common feature. The eastern and Turkish miniatures also have some other features. The periphery of these miniatures was often decorated with a decoration called “Art of Illumination” . The miniature was being painted by using a watercolor-like paint. But the kind of adhesive in the mixture of these paints, “the Arabic glue “, was a little more. To draw lines and fine details, a very fine brush was used, made of the hair of the kittens. There were various brushes for painting. On the paper to be painted, the ceruse with Arabic glue was used. To give the colors transparency on this surface on a layer of gold powder would be applied.    

Bilinen en eski minyatürler [Antik Mısır|Mısır]’da rastlanan ve M.Ö. 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları’nın da minyatürlerle süslendiği görülür. Hıristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil’leri süslemeye başladı. Avrupa’da minyatürün gelişmesi 8. yüzyılın sonlarına rastlar. 12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa’da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17.yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü. Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçuklular’ın İran ile ilişkileri nedeniyle minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana’nın resmini yapan Abdüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Ahmetcan Barlas, Haydar Kay, İsmail Can, Gazi Capır, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Behzad’ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul’a çağrılarak saraya baş nakkaş (baş ressam) yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî 18. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır. Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıktı ve kendine özgü bir biçim geliştirdi. 19. yüzyıl başlarında yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü.

The oldest known miniatures (Ancient Egypt) are found in Egypt and are dated to the 2nd century BC. and they are miniatures built on papyrus in the century. Later, Greek, Roman, Byzantine and Syriac manuscripts were decorated with miniatures. When Christianity spread, the miniature, especially the manuscript, began to decorate the Gospels. Development of miniaturization in Europe starts at the end of the 8th century. In the 12th century, miniatures were not only religious miniatures but also non-religious miniatures.Until the invention of the printing machine, many beautiful and magnificent miniatures were made in Europe. After that, the miniature was used mostly to make portraits on medallions. After the seventeenth century, miniatures built on Ivory became widespread. Later, the interest in miniature art declined, but a few artists continued as a traditional art around it. The miniature was also given importance during the Seljuk period. The miniature art was influenced by Iran because of the Seljuks ‘ relations with Iran. Abduddevle who painted Mevlana and other famous miniature artists were trained. During the Ottoman period, Iran and Seljuks lasted until the 18th century. Sinan Bey, a nakkaş who painted the picture of the Sultan in the period of Fatih the Conqueror occurred  and  another nakkaş who was known as Baba Nakkaş was brought up in the Period of Bayezid the 2nd. In the 16th century, there were also painters like Nigari known as Reis Haydar, Ahmetcan Barlas, Haydar Kay, İsmail Can, Gazi Capır, Nakşî and Sah Kulu. At the same time, Behzad’s student aka Mirek from Khorasan was invited to Istanbul and the palace was made a head painter. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi and Levni are the famous illustrators of the 18th century. Among them, Levni is a turning point in Turkish miniature art. Levni went beyond traditional understanding and developed a unique form. At the beginning of the 19th century, in the miniatures, the effects of Western art were seen. 

Minyatür Nasıl Yapılır / How To Make Ottoman Miniature

Nakkaş denen minyatürcü bir tabaka has kâğıt (sırf pamuktan yapılmış kâğıt) alır bir mermerin üzerine yayarak parlak bir cisimle (mermer fildişi) sürte sürte düzleyip parlatır. Önce yapacağı şekillerin sınırlarını kâğıt üzerinde hafifçe belirterek taslaklarını yapar; bunun için birkaç kedi veya samur kılından yapılmış ve ipek telle kuş tüyüne bağlanmış bir fırça kullanır. Bu şekilde yapılan taslaklar üzerinde kolayca düzeltme yapılabilir.

A miniaturist called nakkaş takes a sheet of paper (just cotton paper) and spreads it on a marble and smoothes it with a shiny object (Marble Ivory) in the saddle. First, the boundaries of the shapes on the paper by lightly specifying the drafts to do; for this purpose, a few cats or otters made of hair and Silk wire birdlife connected to the brush uses. This can be easily corrected on the drafts.

Taslaklar tamamlandıktan sonra çini mürekkebiyle sınır çizgilerine son biçimi verilir. Sonra çizgiler arasında kalan yerler kalınca bir fırçayla uygun renklerle düz boyanır. Daha sonra çini mürekkebiyle kenar çizgileri bir kere daha elden geçirilir.

After the drafts are completed, tile ink and border lines are given the final format. Then, when the spaces between the lines are left, a brush will paint with the appropriate colors. Then, the edge lines with the ink of the tile are once again disposed.

Tıpkı freskler ve halılar gibi minyatürlerde de kök boyalar kullanılırdı. Eski minyatürlerin bugün bile parlaklıklarını korumaları hayranlık vericidir.

Just like frescoes and carpets, miniatures used Root paints. It is amazing that the old miniatures retain their brilliance even today.

İKİGAİ BAKIŞI VE KON MARİ/ IKIGAI METHOD AND KON MARI

İkigai ilk olarak Japon adası Okinawa’da görüldü. Dünyada yüz yaşını dolduranların en çok bulunduğu yer olarak bilenen Okinawa mutluluğun yanı sıra uzun yaşamın sırrını bulmuş!

Ikigai was first seen in the Japanese island Okinawa. Known as the most frequent place in the world over a hundred years old, Okinawa has found the secret of long life as well as happiness!

Yeni yaşam tarzı konsepti ‘ikigai’, Japon kültüründe ‘herkesin yataktan kalkmaya sebebi vardır,’ inancından geliyor. Sizi mutlu eden ve motive eden şeyi bulmak… Bu yeni yaşam tarzı herkesin aklında olan ‘Hayatımla ne yapmalıyım?’ sorusunu cevaplıyor. Sadece kişisel ihtiyaçları değil aynı zamanda sosyal bağlar kurmanızı tavsiye eden bir anlayış.

The new life style concept ‘ikigai’ comes from the belief in Japanese culture that ‘everyone has a reason to get out of bed.’ Finding what makes you happy and motivating… This new life style answers the question which everybody has in mind: “What should I do with my life?”. An understanding that advises you not only to establish personal needs but also social ties.

Bir çok kadim geleneklerini koruma konusunda hassas olan Japonlar, “ikigai” kavramıyla hayatlarının amacını sürekli kendilerine hatırlatmayı unutmuyor. “İki” hayat, “Gai” de hedef demektir. İkigai insanın yaşam boyu takip edeceği amacını anlatır. Peki başka neler anlatmaktadır. Hayattaki amacınızı sorgulamak derken bildiğiniz tüm yolları unutmanız gerekiyor.

The Japanese people, who are sensitive to protect many ancient traditions, do not forget to remind themselves of the purpose of their lives with the concept of “ikigai”. “Iki” means “life”and “gai” means “target”. Ikigai describes the purpose of man’s life. Well, what else is it talking about? By questioning your purpose in life, you have to forget all the ways you know.

Başarı için “ne yapacağım” sorusu değil “ne yapıyorum” sorusuna cevap vermek önemlidir. Hayat şu an yaşanmaktadır. Dün ve yarın ile ilgili yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.Başarılı olmanı önündeki en büyük engel korkudur. İnsanın sayısız korkusu vardır. Amacınızı bulmuş olsanız bile beyniniz hemen bu yola engel olacak korkuları yaratma konusunda geri durmaz. İkigai şunu söyler: Her korku içimizde bir ses ile konuşur. Bu sesin kimin sesi olduğunu bulursanız, asıl korkanın kim olduğunu da bulursunuz. Asıl korkanın kim olduğu da size ona karşı konuşabilme şansı tanıyacaktır. Size bir ipucu, ilk önce aile fertlerinizi düşünün.İkigai, her sabah uyandığınızda yaşama ve hayatınıza ait tüm şeyler şükretmeniz gerektiğini söyler. Kendinize teşekkür ederek uyanmanızı, sizi heyecanlandıran amaçların peşine gitmenizi öğütler. Bu durumda temelde kovalamanız gereken en yüce mutluluğun içinizde olduğunu söyler. Aslında İkigai, saklı duran bu cevherin etrafındaki toz tortusunu silmenize yardımcı olur.İkigai, sonu yani ölümü düşünmemek demektir. Korkuların en temel başlangıç noktası olan ölüm korkusundan uzak kalabilmek herhangi bir konuda başarıya atılan en önemli adımlardandır. Peki bu korkudan nasıl uzak dururum diyorsanız. Daha fazla gülümsemeye, hayatın eğlenceli tarafından bakmaya, doğa ile barışık olmaya ve acele attığınız adımları yavaşlatmaya başlayabilirsiniz.

It is important to answer the question “What am I doing”, not the question “What am I going to do” for success. Life is happening right now. There is nothing you can do about yesterday and tomorrow.The biggest obstacle to success is fear. Man has countless fears. Even if you have found your purpose, your brain will not hesitate to create fears that will immediately interfere with this path. Ikigai says: every fear speaks with a voice inside us. If you find out whose voice it is, you find out who’s really afraid. Who is the real fear will give you the chance to speak against him. A tip to you, first think about your family members. When you wake up every morning, ikigai tells you that you have to live and give thanks to all the things that belong to your life. They advise you to wake up by thanking to yourself, to pursue the goals that excite you. In this case, he basically says that you have the most sublime happiness to pursue. In fact, ikigai helps you to remove the dust residue around the preserved ore. It means not thinking about death. Avoiding fear of death, the most basic starting point of fear, is one of the most important steps to success in any subject. And how do you say I stay away from this fear? You can start to smile more, look at the fun of life, be peaceful with nature and slow down the steps you take in a hurry.

KON MARİ

Japonların başka bir yaşam anlayışı Kon Mari metodu dağınıklıkla baş etmemizi kolaylaştıran öğretilerden biri. Bu öğreti, daha az tüketmek ve daha az eşyaya sahip olmak gerektiğini öğütleyerek daha nezih ve daha kaliteli bir yaşam sürmenin mümkün olduğunu söylüyor. 

Another way of Japanese life is the Kon Mari method, one of the teachings that makes it easy for us to deal with the mess. He says it is possible to live a better and better life by advising you that you need to consume less and have less stuff.

Emelini Feng Shui felsefesinden alan Kon Mari metoduna göre, evdeki her eşyanın bir işlevi ve görevi olmalı; eğer bir eşya işe yaramıyorsa, işlevini kaybettiyse ve onu artık sevmiyorsak yaşantımızdan uzaklaştırmalı ya da ihtiyacı olan bir başkasına vermeliyiz. Böylece o eşyanın enerjimizi tüketmesinin de önüne geçmiş oluruz.

According to the Kon Mari method, which takes its purpose from the philosophy of feng shui, every item in the House must have a function and a duty; if something doesn’t work, if it loses its function and if we don’t love it, we must take it away from our lives or give it to someone else in need. That way we can prevent that stuff from consuming our energy.

Metotta sevdiğimiz, kullandığımız, işimize yarayan ve bizde olumlu duygular uyandıran eşyaların hayatımızda yeri olması gerektiğine de vurgu yapılıyor. Kısaca eşyalarımıza karşı kendimize sormamız gereken “Bu eşya bana mutluluk veriyor mu?” olmalı.

In the method, it is emphasized that things that we love, we use, that are useful for our work and that are creating positive feelings should be a place in our lives. It mean, we have to ask ourselves, “Does this stuff make me happy?”.

Eğer yeni bir eşya satın almak istiyorsanız Kon Mari metoduna göre evden bir başka eşyayı çıkarmanız gerekiyor. Böylece gereksiz alışveriş yapmanız engelleniyor. Siz de her alışveriş girişiminizde hayatınızı baştan aşağı düzene koymak ya da gözden geçirmek için yeni bir fırsat elde etmiş oluyorsunuz. Kısacası kon mari eşyaları düzenleme sanatı.Metodun en temel kuralı; eşyaları kategorilerine göre ayırmak.

If you want to buy a new item, you have to remove another item from the house according to the Kon Mari method. This prevents you from making unnecessary purchases. Each time you shop, you get a new opportunity to reorder or review your life. In summary, Kon Mari is the art of arranging things. The most basic rule of the method is to separate items by Category.

İlk olarak belirlediğiniz kategorideki eşyalarınızı bir yerin üzerine serin ve hepsini tek tek elinize alıp size iyi enerji veriyor mu, sizi mutlu ediyor mu diye sorun. Eğer elinizdeki eşyanın enerjisini sevmiyorsanız onu evden çıkarın. Size enerji vermeyen ve mutsuz eden eşyaları ihtiyaç sahibi insanlara bağışlayarak başkalarının mutlu olmasına da vesile olmuş olabilirsiniz.

First of all, the category of your belongings in a place cool and take them all in your hands and give you good energy, whether it makes you happy or not. If you don’t like the energy of your stuff, get it out of the House. You may have been instrumental in making others happy by giving to people who need things that do not give you energy and make you unhappy.

Evinizde çok fazla eşya tutarak hem yaşam alanınızı daraltmış oluyorsunuz hem de enerjinizi düşürüyorsunuz. İhtiyacınız olmadığı halde sahip olduğunuz eşyalarla etrafınızı doldurarak gerçekten neye ihtiyacınız olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor olabilirsiniz.Kon mari ile hayatınızdaki gereksiz ayrıntılardan kurtulabilirsiniz.

By keeping too much stuff in your home, you are both narrowing your living space and reducing your energy. You may be missing out on the fact that you really need what you need by filling around with items you have, even though you don’t need them.With Kon Mari, you can get rid of unnecessary details in your life.

KÜLTÜREL POT KIRMA!/ CULTURAL GAFFE!

Farklı kültürler, farklı adet ve görgü kurallarına sahiptir. Bir yerde nazik olan bir davranış, bir  başka yerde nahoş kaçabilir. Farklı kültürlere sahip insanlar karşılaştıklarında yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek davranışlar olabilir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce gideceğiniz ülke hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var.

People from different cultures have different manners. An act of kindness in one place can be unpleasant in another. People with different cultures can take actions that can cause misunderstandings when they meet. Therefore, it is useful to know about the country you are going to go before you travel.

 

İtaatkar yada yapmacık/ Obedient or unfaithful

Bazı Afrika ülkelerinde daha yüksek sosyal konumda olan birisi ile konuşurken aşağıya doğru bakmak saygı ifadesi olarak değerlendirilirken, bazı ülkelerde bu ifade bir şeyi gizlemek veya utanç ifadesi olarak algılanır.

When talking to someone in higher social status in some African countries, looking down is considered an expression of respect, and in some other countries, it is perceived as an expression of shame or concealing something.

 

 

Kafanı kullan/ Use your head

Yunanistan veya Bulgaristan’da kafayı aşağı ve yukarı sallamak “hayır”, sağa ve sola doğru sallamak ise “evet” anlamına gelir. Başka bir çok ülkede tam tersidir. Aman “hayır” demek isterken “evet”demeyin.

Head up and down in Greece or Bulgaria means “no” and right and left means “yes”. In many other countries, it is the opposite. Don’t say “yes” when you mean “no”.

 

 

Şefe övgülerimi iletin/ My compliments to the chief

Bazı ülkelerde yemek üstüne kaçmış hafif bir geğirme pek de hoşnutsuz karşılanırken, bazı ülkelerde gürültüyle geğirmek övgü anlamı taşır. Mesela Kanada’da, Eskimolar geğirmeyi “Teşekkürler, yemek mükemmeldi” olarak algılarlar.

In some countries, a slight burping on food is not very displeased, while in some countries, burping with noise means praising. In Canada, for example, Eskimos treat burping as “Thank you, food was perfect.”

 

 

Hapçılık/ Nose picking

Japonya’da burun sümkürmek milli gaf olarak değerlendirilirken, kalabalık içinde burun karıştırmak o kadar ters gelmez. Diğer ülkelerde sümkürmek çok sesli olmadığı sürece ayıplanmazken, burun karıştırmak iğrenç olarak görülen bir davranış biçimidir.

In Japan, blows one’s nose is considered as a national offense, but nose picking in the crowd does not go so far. In other countries, blow one’s nose is not a shame as long as it is not very loud, nose picking  is a form of behavior that is seen as disgusting.

 

İNEKLERİN GİZLİ HAYATI/ THE SECRET LIFE OF COWS

İNEKLERİN GİZLİ HAYATI

ROSAMUND YOUNG

“İnsanın dünyaya bakışını değiştiren bir kitap bu. Varlıklara yaklaşımını değiştiren bir kitap; öyle ki bugünlerde ineklerin otladığı bir çayırın yanından geçsem, kendimi artık onların dostluklarına, görünüşlerine kafa yorarken buluyorum. Young’ın kitabını okumadan önce hayal ürünü olarak göreceğim, hatta saçma bulacağım düşünceler… Ama artık değil.”

Alan Bennett

 Bu çiftlikte inekler serbest. Yavrularını büyütme, otlanma ve barınma konusunda kararları kendileri veriyorlar. Ve bir ineğe kendisi olma şansı verildiğinde, “Nasıl bir inek?” sorusu, kaç kilo ettiği ya da ne kadar süt verdiği dışında da cevaplar barındırmaya başlıyor: Şişman Şapkalı, erkekleri kadınlara tercih ediyor; Chippy Minton çamurlu bacaklarla uyumayı reddediyor ve her akşam uyku öncesinde kişisel bakım için ahıra uğruyor; Jake’in Land Rover’ın egzoz borusundan çıkan karbondioksit dumanına tuhaf bir düşkünlüğü var; Gemima insanları atarlı bir kafa hareketi ile selamlıyor ve özgürlüğünde fazlasıyla ısrarcı. Aralarında zekisi de var anlama zorluğu çekeni de; kibirlisi de var, düşüncelisi de.

İneklerin Gizli Hayatı, henüz organik kelimesinin bile ortalarda olmadığı zamanlardan bugüne hayvanların özel ilgi gördüğü Kite’s Nest Çiftliği’ni idare eden Rosamund Young’ın yıllar boyunca biriktirdiği gözlem ve anılarından doğan eşsiz, eğlenceli ve fazlasıyla kişisel bir kitap. Büyük övgü toplayan ve pek çok dile çevrilen kitabın sırrı, yazarın büyüleyici kaleminde gizli.

 

A lovely, thoughtful little book about the intelligence of cows.’ James Rebanks, author of The Shepherd’s Life

Cows are as varied as people. They can be highly intelligent or slow to understand, vain, considerate, proud, shy or inventive.

Although much of a cow’s day is spent eating, they always find time for extra-curricular activities such as babysitting, playing hide and seek, blackberry-picking or fighting a tree.

This is an affectionate record of a hitherto secret world.

Cows can love, play games, bond and form strong, life-long friendships. They can sulk, hold grudges, and they have preferences and can be vain. All these characteristics and more have been observed, documented, interpreted and retold by Rosamund Young based on her experiences looking after the family farm’s herd on Kite’s Nest Farm in Worcestershire, England. Here the cows, sheep, hens and pigs all roam free. There is no forced weaning, no separation of young from siblings or mother. They seek and are given help when they request it and supplement their own diets by browsing and nibbling leaves, shoots, flowers and herbs. Rosamund Young provides a fascinating insight into a secret world – secret because many modern farming practices leave no room for displays of natural behavior yet, ironically, a happy herd produces better quality beef and milk.

Hardcover: 160 pages

Publisher: Faber & Faber; Main edition (5 Oct. 2017)

Language: English

 

 

YALANCILAR VE SAHTEKARLAR ANSİKLOPEDİSİ/ THE ENCYCLOPAEDIA OF LIARS AND DECEIVERS

 

Yalancılar ve Sahtekârlar Ansiklopedisi, insan olmaya “aldatma ve aldanma” penceresinden bakıyor; dünden bugüne, şöhretliden bilinmeyene, en “doğru” yalanları, en “gerçek” sahteleri bir araya topluyor.

Pazardan edindiği askeri üniformayla zor kullanmadan şehrin belediye sarayını teslim alan Alman ayakkabıcı (bugün adına basılmış bir pul var); kısırlık tedavisi diye erkeklere keçi testikülü nakledip servet edinen şarlatan; bir ressamla anlaşıp eşekleri zebraya dönüştüren hayvanat bahçesi (sebepleri göz yaşartıcı) ve denizkızı iskeletinden ejderha yumurtasına, alternatif gerçekler yaratmada sınır tanımayan düzenbazlar.

Ayrıca Cicero, Einstein, Ernest Hemingway, François Mitterrand (kendine suikast düzenleterek bu kitaba girmeye hak kazandı), Marco Polo gibi adına kolay kolay toz kondurmayacağınız pek çok önemli isim.

Yalancılar Ve Sahtekârlar Ansiklopedisi, hem büyük keyif verecek hem de fena halde paranoyanızı tetikleyecek.

Sayfa Sayısı: 312

Baskı Yılı: 2015

Dili: Türkçe
Yayınevi: Domingo Yayınevi

 

George Washington may never have told a lie, but he may be the only person―our history is littered with liars, deceivers, fraudsters, counterfeiters, and unfaithful lovers. The Encyclopaedia of Liars and Deceivers gathers 150 of them, each entry telling the intriguing tale of the liar’s motives and the people who fell for the lies.

To collect these stories of deceit, Roelf Bolt travels from ancient times to the present day, documenting a huge assortment of legerdemain: infamous quacks, fraudulent scientists, crooks who committed “pseudocides” by faking their own deaths, and forgers of artworks, design objects, archaeological finds, and documents. From false royal claims, fake dragon’s eggs, and bogus perpetual motion machines to rare books, mermaid skeletons, and Stradivari violins, Bolt reveals that almost everything has been forged or faked by someone at some point in history. His short, accessible narratives in each entry offer biographies and general observations on specific categories of deceit, and Bolt captures an impressive number of famous figures―including Albert Einstein, Cicero, Ptolemy, Ernest Hemingway, François Mitterand, and Marco Polo―as well as people who would have remained anonymous had their duplicity not come to light.

Funny, shocking, and even awe-inspiring, the stories of deception in this catalog of shame make The Encyclopaedia of Liars and Deceivers the perfect gift for all those who enjoy a good tall tale―and those people who like to tell them.

  • Paperback: 256 pages
  • Publisher: Reaktion Books
  • Language: English

TELAFUZU ZOR ALMAN TATLILARI/ HARD TO PRONOUNCE GERMAN DESSERTS

Bazı dünya mutfakalarında ismini bile okuyamadığımız ilginç tatlılarla karşılaşmaktayız. Bu tatlıların isimlerinin anlamları da isimleri kadar ilginç ve eğlenceli gelir.

In some world cuisines, we encounter interesting desserts that we have difficulty in pronouncing their names. The meanings of these desserts’ names are as interesting and amusing as their names.

 

Zwetschgendatschi

Aslında çok basit; bir pandispanyanın üzerine yerleştirilmiş dilimlenmiş erikler. “Zwetschgendatschi” adını, kökeninin geldiği Bavyera eyaletinden alır.

“Zwetschen” erik için kullanılan yaygın bir kelime. “datschi” ise pastanın erikle kaplanmasına atıfta bulunan çok eski bir Almanca sözcükten türetilmiş.

Sonuçta ortaya harika bir lezzet çıkıyor.

 

In fact, it’s very simple; sliced plums placed on a pandispanya. The name “Zwetschgendatschi” is derived from the state of Bavaria.

” Zwetschen ” is a common word for plum. ” Datschi ” is derived from a very old German word referring to the plum of the cake.

 

After all, it’s a great flavor.

Bienenstich

Arı sokması’ anlamına gelen adı sizi korkutmasın. Zira karamelize edilmiş bademle süslenmiş bu kremalı pastanın tadına baktığınızda adının aksine son derece nefis olduğunu anlıyorsunuz.

Efsaneye göre 15. yüzyılda yaşayan iki fırıncı genç, düşmanlarına arı kovanları fırlatarak şehirlerini kurtardı. Zaferlerini kutlamak için de bu pastayı yaptı.

 

The name of the passage means” bee sting ” don’t scare you. Because when you taste this cream cake decorated with caramelized almonds, you can see that it is very delicious unlike its name.

According to legend, two young bakers who lived in the 15th century saved their cities by throwing bee hives at their enemies. He made this cake to celebrate his victory.

Kalter Hund

‘Soğuk köpek’ olarak çevrilebilir. ‘Soğuk hayvan ağzı’ (Kalte Schauze) olarak da anılır. Çocukların doğum günü partisinde çok popülerdir. Çünkü bu pasta ne havlayabilir ne de ısırabilir! Kat kat döşenen kare şeklindeki tatlı bisküiler, kakao, şeker ve rafine edilmiş hindistan cevizi yağından oluşan pasta fırında pişirilmez, buzdolabında soğutulduktan sonra yenir.

It can be translated as “a cold dog”. It is also referred to “cold animal mouth” (kalte Schauze). They’re so popular at kids ‘ birthday party. Because this cake can’t bark or bite!
This cake, consisting of square biscuits, cocoa, sugar and refined coconut oil, is not cooked in the oven. It is eaten after cooling in the refrigerator.

Donauwelle

‘Tuna dalgası’na kapılıp bu deneyimi yaşamak gerekiyor. Boğulma riskiniz yok. Vanilya ve çikolatalı kek tabakasının arasına konserve vişne yerleştirilir. En üstüne de krema ve çikolata katmanı gelir.

Pişme işlemi sırasında kiraz aşağı doğru kayarak bir tür dalga görüntüsü oluşturur. İşte adını buradan alıyor.

We need to get caught up in the Danube wave and experience it. You have no risk of drowning. Between vanilla and chocolate cake layer, the canned cherry is placed. Cream and chocolate layer comes to the top.

During the cooking process, the cherry slides down and creates a kind of wave image. That’s where he gets his name.

Herrentorte

Bu pasta için ‘Bienenstich’in büyük ağabeyi denebilir. Adı gibi görüntüsü de asil. Herrentorte ‘Beyefendi pastası’ olarak çevrilebilir. Şarap kreması ile birlikte ‘yapıştırılmış’ çok sayıda

Viyana keki katından oluşan pastanın üzeri koyu renkli çikolatayla kaplı. Ve kadınlar da severek yiyiyor.

This cake is called “Bienenstich’s Big Brother”. His name is as noble as his image. Herrentorte can be turned into a gentleman’s cake. The cake, made up of a large number of Viennese cakes “glued” together with wine cream, is covered with dark chocolate. And women love to eat.

Prinzregententorte

“Prens vekili pastası” olarak çevrilebilir Prinzregententorte. Herrentorte’nin kraliyet versiyonu gibi görünüyor. Bu Bavyera lezzetini yapması oldukça zaman alıyor. Çikolatalı tereyağ kremasıyla bir araya getirilen yedi ince tabakadan oluşan pasta, pürüzsüz bir çikolata yüzeyi ile kaplanır.

Bir parça yediğinizde kendinizi prens ya da prenses gibi hissebilirsiniz.

Prinzregententorte can be translated as” Prince’s deputy cake “. Looks like a royal version of Herrentorte. It takes a long time to make this Bavarian taste. The cake consists of seven thin layers, combined with chocolate butter cream, is coated with a smooth chocolate surface.

When you eat a piece, you may feel like a prince or a princess.

Königskuchen

 

Kraliyet teması Alman pastacılığında oldukça sık yer alıyor. ‘Kral keki’ de onlardan biri. Anlaşılan pasta kadar lüks olan her şey bir krala layık olmalı. Kek kalıbında pişirilen pastada üzüm, badem ve limon aroması kullanılır. Bu seferki şekerlendirilmiş meyveyle süslenmiş olsa da yaygın olarak üzerine serpilen pudra şekeri ile tatlandırılır.

İsimlerinin telafuzu zor olsa da ,tatmaktan kendimizi alamayacağımız lezzetli tatlıları mutlaka denemelisiniz…

The royal theme is quite frequent in German pastry. “King cake” is one of them. Looks like everything that’s luxurious, just like the cake, must be worthy of a king. The cake cooked in cake mold is mixed with the aroma of grapes, almonds and lemon. Though this time it is flavored with powdered sugared fruits, generally it is ornamented with powdered sugar.

Even though their names are difficult to pronounce, you should try these delicious desserts… 

CADILAR BAYRAMI/ HALLOWEEN

Cadılar Bayramı nedir? Cadılar Bayramı ne zaman?

Cadılar Bayramı yıllar geçtikçe Türkiye’de de kabul görmeye, hatta kutlanmaya başladı. Her sene 31 Ekim’de Cadılar Bayramı kutlanmaktadır .Peki Cadılar Bayramı’nda ne yapılır, nereye gidilir, ne giyilir?

Cadılar Bayramı, Pagan ve Hristiyan kökleri taşıyan bir gelenek. Her yıl farklı kostümler giyerek ve çeşitli etkinliklerle, dünya çapında kutlanıyor. Peki, Cadılar Bayramı ne zaman kutlanır? 

Halloween is an annual holiday celebrated each year on October 31, and Halloween 2018 occurs on Wednesday, October 31. It originated with the ancient Celtic festival of Samhain, when people would light bonfires and wear costumes to ward off ghosts. In the eighth century, Pope Gregory III designated November 1 as a time to honor all saints; soon, All Saints Day incorporated some of the traditions of Samhain. The evening before was known as All Hallows Eve, and later Halloween. Over time, Halloween evolved into a day of activities like trick-or-treating, carving jack-o-lanterns, festive gatherings, donning costumes and eating sweet treats.

Cadılar Bayramı ilk kez İngiltere’de ortaya çıktı. Çok eski zamanlarda Keltler 1 Kasım tarihini yaz mevsiminin bitişi, kışın başlangıcı olarak kabul ediyorlardı. Çünkü tam 1 Kasım’da sürüler yaylalardan dönüyor, toprak ağaları imzalanan kira sözleşmeleri yeniliyor; kısacası yeni sezon başlıyordu. Bu günde ayrıca ölülerin evleri ziyaret ettiğine inanılıyordu. Sırf bu ölüleri evlerden uzak tutmak için dağlarda, tepelerde ateşler yakılıyordu. Bu ateşi yakarken de garip maskeler takıyorlardı ki, gelen ölüler onları tanımasın! İşte şimdi Cadılar Bayramı’nın nasıl çıktığı yavaş yavaş şekillenmeye başladı değil mi? Aynen! İnsanlar, ortalıkta dolaştığına inandıkları ruhlara tanınmamak için maskeler takıyor, kostümler giyiyorlardı. İşte Cadılar Bayramı böyle oluştu.

Halloween’s origins date back to the ancient Celtic festival of Samhain (pronounced sow-in). The Celts, who lived 2,000 years ago in the area that is now Ireland, the United Kingdom and northern France, celebrated their new year on November 1.

1 Kasım tarihi Keltlerde aynı zamanda evliliklerin yapıldığı, ölülerin kutsandığı bir dönemdi. Romalılar 1. yüzyılda Kelt topraklarını fethettiklerinde, kendi ölüm festivallerini, İngilizlerin bu geleneğiyle birleştirdiler.

7. yüzyılda Papa 4. Boniface 13 Mayıs’ta kutlanan Azizler Günü’nü 1 Kasım’a taşıdı. Azizler Günü’nün arifesi (31 Ekim) kutsal kabul edildi ve Batılı dillerdeki Halloween (holy evening/kutsal akşam) adı buradan geldi. Avrupa’daki Reform hareketleri esnasında, özellikle Protestan Hıristiyanlar arasında, Cadılar Bayramı kutlamaları bitti; İngiltere’de ise kutlanmaya devam etti.

This day marked the end of summer and the harvest and the beginning of the dark, cold winter, a time of year that was often associated with human death. Celts believed that on the night before the new year, the boundary between the worlds of the living and the dead became blurred. On the night of October 31 they celebrated Samhain, when it was believed that the ghosts of the dead returned to earth.

Amerika’ya yerleşen ilk kolonilerde Cadılar Bayramı kutlamak yasaklandı. Bununla birlikte 1800’lü yıllarda, Cadılar Bayramı’ndan öğeler taşıyan bir hasat bayramı ortaya çıktı. 19’uncu yüzyılda başta İrlandalılar olmak üzere İngiltere’den Amerika’ya göçenler Cadılar Bayramı kostümlerini beraberlerinde getirdiler ve Cadılar Bayramı ABD’deki başlıca çocuk bayramlarından biri oldu.

Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim’de kutlanır. Çocukların genellikle korkunç kostümler giyerek kapı kapı dolaşıp şeker, meyve ve diğer hediyeleri topladığı bir bayram. Diğer Cadılar Bayramı kutlamaları arasında maskeli balolar, korku filmi seansları ve perili olduğuna inanılan evlere düzenlenen geziler sayılabilir.

Cadılar Bayramı genellikle Batı ülkelerinde kutlanır. Mesela Amerika’da büyük ve görkemli bir festivaldir. 

In addition to causing trouble and damaging crops, Celts thought that the presence of the otherworldly spirits made it easier for the Druids, or Celtic priests, to make predictions about the future. For a people entirely dependent on the volatile natural world, these prophecies were an important source of comfort and direction during the long, dark winter.

To commemorate the event, Druids built huge sacred bonfires, where the people gathered to burn crops and animals as sacrifices to the Celtic deities. During the celebration, the Celts wore costumes, typically consisting of animal heads and skins, and attempted to tell each other’s fortunes.

When the celebration was over, they re-lit their hearth fires, which they had extinguished earlier that evening, from the sacred bonfire to help protect them during the coming winter.

Cadılar Bayramı’nın sembolü gülen bir balkabağıdır. Balkabağının içi boşaltılarak gülen bir surat şeklinde oyulur, sonra içinde bir mum yakılarak şeytani bir surat oluşturulmaya çalışılır.

Cadılar Bayramı’nda genellikle elma şekeri yenir. Çocuklar korkunç kıyafetler giyerek kapı kapı gezerler ve ev sahiplerine “Şaka mı, şeker mi?” diye sorarlar. Ev sahibi “Şaka!” derse muziplikler yaparlar. Büyükler çocuklara şekerleme ikram eder veya harçlık verirler. Bu uygulamanın kökeni geçmişte İngiltere’de yoksulların kapı kapı dolaşarak ‘ruh keki’ toplaması geleneğidir.

Yetişkinler genellikle Cadılar Bayramı’na en yakın hafta sonunda kıyafet baloları düzenler. Bu partilerde misafirler cadı, hayalet veya korku filmi karakteri gibi korkunç kostümler giyerler.

Muhafazakar Hristiyanlar, özellikle tutucu protestanlar, genelde Cadılar Bayramı’nı kutlamaz ve yanlış bulurlar.

Tarihde çıkış nedeni farklı olsada cadılar bayramı insanlar için bir eğlenecek bir gün haline gelmiştir.

By 43 A.D., the Roman Empire had conquered the majority of Celtic territory. In the course of the four hundred years that they ruled the Celtic lands, two festivals of Roman origin were combined with the traditional Celtic celebration of Samhain.

The first was Feralia, a day in late October when the Romans traditionally commemorated the passing of the dead. The second was a day to honor Pomona, the Roman goddess of fruit and trees. The symbol of Pomona is the apple, and the incorporation of this celebration into Samhain probably explains the tradition of “bobbing” for apples that is practiced today on Halloween.

 

Mutlu cadılar bayramı / Happy Halloween!

Ülkemizde 31 ekimde sizde cadılar bayramı eğlenceli programlarla kutlayabilirsiniz.

You may celebrate Halloween in Turkey on the 31 October.

 

Cadılar bayramı etkinliklerinden bazıları / Halloween Festivals in Turkey:

“Şu ana kadar bulunduğun tüm ‘’korkunç’’ ve ‘’eğlenceli’’ olduğu iddia edilen, sıradan Cadılar Bayramı partilerini unut! Pumpkin In The Forest’ta hayatının en çılgın deneyimini yaşayacaksın! 

Uniq İstanbul’un içerisinde, ormanda Pub Story oynarken korkuyu iliklerine kadar hissedeceksin. Belki de günlerce uykularını kaçıracak korku hikayelerini dinleyeceksin, daha önce hiç cesaret edemediğin maceralara atılacaksın! Tanışmanın gerginliğinden arınmış şekilde, ‘’şaka mı şeker mi?’’ sorusuna ihtiyaç duymadan onlarca yeni insanla tanışacaksın, hayatının en unutulmaz akşamını yaşayacaksın!

Forget all the ordinary Halloween parties you’ve been to so far claimed to be ‘scary’ and ‘fun.’ You will experience the craziest experience of your life in Pumpkin in the forest!

In Uniq Istanbul, you will feel fear as you play Pub Story in the woods. Perhaps you will listen to horror stories that will sleep for days, and embark on adventures you have never had before! “Is it a joke or a candy?’ you will meet dozens of new people without the need for a question, and you will experience the most unforgettable evening of your life!

Ormanda yüzlerce kişiyle Pub Story oynarken, Ali Efe Dinç’in açacağı DJ kabinini 22:00’de elektronik müziğin tecrübeli ismi İlker Aksungar devralacak ve performansıyla gecenin enerjisini coşturacak.

Karanlık çökünce kendini gösterecek hayaletler, iskeletler ve tüylerini ürpertecek sürprizler seni bekliyor! Gelmiş geçmiş en eğlenceli, en sıra dışı ve en korkutucu Cadılar Bayramı deneyimini yaşamak için sen de mutlaka bu gecede bizimle ol.”

The ghosts, skeletons, and surprises that will creep up on you when the Dark is dark are waiting for you! To experience the most fun, extraordinary and frightening Halloween experience ever, you must be with us tonight.”

 

20:00 Kapı Açılış
20:00-22:00 Ali Efe Dinç
21:00 Pub Story
22:00-00:00 İlker Aksungar

20:00 Opening The Door
20:00-22:00 Ali Efe Dinç
21:00 Pub Story
22:00-00: 00 Ilker Aksungar

Biletler biletixden alabilirsiniz. 

For the tickets:

http://www.biletix.com/etkinlik/VMF46/ISTANBUL/tr

 

Okan Bayülgen’in İstanbul’a kazandırdığı yeni gösteri mekanı Dada Salon Kabarett’de Cadılar Bayramı gecesi ortalık karışıyor!

Seyircinin arasında, 360 derece oynanan interaktif polisiye Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası – Metres, Cadılar Bayramı gecesine özel kostümlü sahneleniyor!

Selin Atasoy’un yazdığı Okan Bayülgen’in yönetip oynadıkları Metres’te seyirci bir anda kendisini gizemli bir cinayetin ortasında buluyor. 

Özel bir gece, kostümlü bir parti, garip bir buluşma, ortak geçmişleri olan iki çift… 

Eski defterlerin açılması ile işler karışır. Ama durun bir dakika! Birinin peşinde olan kiralık katil de aynı mekandadır. Acaba kimin peşinde?  Seyirci, seyirci değil, olayın tam ortasında. Cinayete mani olabilecek mi? Peki ya katili bulabilecek mi?

31 Ekim gecesi kostümünüzü giyin ya da en azından maskenizi takın ve cinayet soruşturmasına el koymak zorunda kalan karizmatik genel cerrah Dr. Kuzey’in yanında yerinizi alın. 

Herkesin yalan söylediği ve birbirini kandırdığı bu gecede katili bulmak, gerçekleri ortaya çıkarmak hiç de kolay olmayacak. Kahkaha ile gerilimin birlikte yaşandığı bu gecede katili bulan ekip kazanacak!

Among the spectators, the interactive police with 360 degrees of fun murders are staged in costumes – Metres, special Halloween night!

In metres, the audience suddenly finds themselves in the midst of a mysterious murder.

A private night, a costume party, a strange meeting, two couples with common histories.…

With the opening of old notebooks, things get complicated. But wait a minute! The hit man who’s after someone is in the same place. I wonder who he’s after. The audience, not the audience, is in the middle of it. Will he stop the murder? And will he find the killer?

On the night of October 31st, dress up your costume, or at least put your mask on, and the charismatic general surgeon who had to take over the murder investigation. Take your place next to the North.

It won’t be easy to find the killer and uncover the truth in this night when everyone lies and deceives each other. The team who found the murderer will win this night of laughter and tension!

Sizde bu eğlenceye katılamak isterseniz biletleri biletixden alabilirsiniz.

 

SAKIN AÇMA! / DO NOT OPEN !

 

Çevirmen: Aysun Babacan
SAKIN AÇMA ! Dünyanın en iyi saklanan sırları bu ansiklopedi de…
Sıra dışı resim ve fotoğraflarla dolu bir hazine. Bilim, tarih, paranormal aktiviteler, uzaylılar, dünyanın çözülemeyen gizemleri, komplo teorileri, ülkelerin sakladığı sırlar…SAKIN AÇMA’nın kapağını araladıktan sonra kapatamayacaksınız. NTV Yayınları’nın çoksatan kitabı Zeki Olduğunu Düşünüyor musun?’un yazarı John Farndon’ın kaleme aldığı bu kitapta da oldukça farklı bir içerikle karşılaşacaksınız.
Hayalet uçak teknolojisi, reklam hileleri, Kremlin Sarayı’nın altındaki tüneller, kurtadamlar vampirlere karşı, siyah giyen adamlar, özel dedektifler, özel anlamı olan sayılar, ülkelerin kendilerine has nezaket kuralları, Vatikan, evrim gibi konuları her yaştan insanın anlayabileceği bir dille anlatıp, sayfaları birbirinden güzel fotoğraflarla süsleyen bu kitabı elinizden düşüremeyeceksiniz…
Sayfa Sayısı: 256
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe
Yayınevi: NTV
İlk Baskı Yılı : 2011
Author: John Farndon
In the groundbreaking tradition of DK’s New York Timesbestseller Pick Me Up, this book uses the same irreverent style to explore all the things THEY don’t want you to know about. From the Mona Lisa’s hidden past to the history of Area 51, Do Not Open explores lost worlds, unravels secret codes, and lets readers step through the looking glass to see if they can handle the truth!
Pages: 260
Original Title:Do Not Open
Edition Language: English

ABOUT THE AUTHOR: John Farndon is an internationally known author, as well as a playwright, composer and songwriter, whose work has been performed at such theatres as the Donmar and Almeida in London and the Salisbury Playhouse and selected for showcases, such as Beyond the Gate.

He has written hundreds of books, which have sold millions of copies around the world in most major languages and include many best-sellers, such as the award-winning Do Not Open, which received rave reviews in the USA and became a cult-hit as well as featuring on the New York Times and Washington Post best-seller lists. In earlier years, he wrote mostly for children, and has been shortlisted a record four times for the junior Science Book prize. Books such as How Science Works and How the Earth Works each sold over a million copies worldwide. But recently he has written much more for adults.

AQUAMAN

Vizyon tarihi: 27 Aralık 2018
Yönetmen: James Wan
Oyuncular: Jason Momoa, Amber Heard, Willem Dafoe devamı
Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik
Ülke: ABD
Release Date: December 21
Director: James Wan
Staring: Jason Momoa, Amber Heard, Willem Dafoe devamı
Genres: Action, Adventure, Fantastic
Country: USA
Fragman/ Trailer:

Özet ve Detaylar

Resume and Details

Arthur Curry, Atlantis sualtı krallığının mirasçısı olduğunu öğrenir. Artık halkını yönetmek ve dünyaya bir kahraman olmak için ilerlemelidir.

Arthur Curry learns that he is the heir to the underwater kingdom of Atlantis, and must step forward to lead his people and be a hero to the world.

Gerilimin ustası ünlü yönetmen James Wan’ın yönettiği filmin başrolünde Jason Momoa, Amber Heard ve usta oyuncu Willem Dafoe yer alıyor. DC kahramanlarından olan Aquaman daha önce Justice League: Adalet Birliği filminde tanımıştık.

The film is directed by the famous director James Wan, who is the master of thriller, starring Jason Momoa, Amber Heard and Master Willem Dafoe. Aquaman, one of the heroes of DC,  whom we have previously met Justice League: Justice League.

Fantastik filim severler için keyifli saatler geçirebilecekleri bir film. Keyifli seyirler…

I hope you enjoy the movie.